Tüccar Olan Çoban
Deniz kıyısına yakın meralarda sürüsünü otlatan bir çoban, bir gün bir kayanın üzerine oturup kendisini rüzgarın serinliğine bıraktı. Güzel bir yaz günüydü, okyanus sessiz sakin çarşaf gibi uzanıyordu. Böylece oturmuş, denizdeki yelkenlileri seyrederken;” Eğer benimde bir yelkenlim olsaydı, uzaklardaki yabancı ülkelere giderdim ve mesut olurdum” diye düşündü.
Bu arzusu o kadar dayanılmaz bir hal aldı ki, bir gün bütün sürüsünü sattı ve küçük bir gemi satın aldı. Denize açıldı. Ne yazık ki , seyahatinin ikinci gününde bir fırtına çıktı ve çoban gemisindeki bütün malı denize atmak zorunda kaldı.
Kurt, Keçi ve Koyun
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kaşbur saman içinde, var var idi, yok yok idi. Yeryüzünde bir keçi ile bir koyun vardı. İkisi, aç oldukları için kırda dolaşıp yayılmaya çıktılar. Bir kurda rastladılar. Korkup, durdular.
Kurt:
- Koyun kardeş seni yiyeceğim, çünkü karnım çok aç, dedi.
Bunun üzerine koyun:
Kırmızı Başlıklı Kız
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak bir ormanın biraz gerisinde bir küçük kız yaşarmış.
Annesi ona üzerinde kırmızı başlığı olan bir pelerin almış. Kız bu pelerini çok seviyormuş ve nereye gitse onu giyiyormuş. Bu nedenle de herkes ona Kırmızı Başlıklı Kız diyormuş.
Kırmızı başlıklı kız odasında oyun oynarken annesi onu yanına çağırmış. Büyükannesi için yaptığı çörekleri götürmesini istemiş.
